Yüklenirken Lütfen Bekleyiniz...

ATATÜRK NEDİR?


Asker ve devlet adamıdır.

1881 de Selanik'te doğmuş ve 1938 de İstanbul'da hayata gözlerini kapamıştır.

Kumandan olarak, Türk Ordularına büyük zaferler kazandırmış ve vatanı kurtarmıştır. Lider olarak, insanları "kuvvetle etkilemiş ve kütleleri sürüklemiştir. Devlet adamı olarak, Cumhuriyet rejimini sağlam temeller üzerine kurmuştur. Devrimci olarak, memleketin hukuki, sosyal, iktisadi ve kültürel bünyesine yenilikler getirmiştir.

Kişiliği ve eserleriyle Türk tarihinde silinmez izler bırakmakla kalmamış, kendisinden sonra sorumluluk mevkilerine gelenlerin de ayrılamıyacakları bir rota çizmiştir.

İktisadi görüşleri, bilhassa 1960'dan sonra, çeşitli yorumlara yol açmıştır. Atatürk'ün adını, doktrin akımlarına bağlamaya çalışanlar olmuştur.

Oysa ki, Atatürk bir devrimcidir. Görüşlerini hiçbir vakit doktrinlerle sınırlamamıştır.'

Dahileri tahlil eden bir yazarın şu satırları, Atatürk'ün doktrin akımları önündeki durumunu daha iyi anlamayı kolaylaştırabilir:

«Deha, doktrin kalıplarına sığmayacak bir niteliktir. Dahi, doktrinlere ve sistemlere meydan okuyabilen, geleneklerin etkisinden silkinebilen ve yeni çığır açan adamdır. Dehanın mektebi yoktur. Dahi, kendi kendini yetiştirir. O, daima bir hoca­dır. Hiçbir vakit, doktrin çömezliği yapmamıştır. Dahi, sosyal cereyanlara kapılmaz, yeni akımlara kendisi kaynak olur ve yön çizer

Atatürkçülük ve Kemalizm kapsamı içinde, başlı başına bir iktisadi doktrin modeli sezebilmek imkansızdır. Atatürk pragmatist zihniyette bir aksiyon adamı idi. İktisadi meselelerde, bazı nirengi fikir noktaları üzerinde durmakla beraber, teferruata inmemiştir.

Memleket ekonomisini ilgilendiren konulardaki fikirleri ve inanışları şöyle özetlenebilir:

İktisadi rejim konularını, milli egemenlik çerçevesinde bir iç problem olarak görmüştür. Bir yabancı devletin kollektivist veya liberal olmasını, dostluk yahut gerginlik nedeni saymamak gerektiğini düşünmüştür. İstiklal Savaşında başlayan Türkiye-Rusya ilişkilerini rejim açısından yorumlamak isteyenlere şu cevabı vermiştir: «Sosyalist Sovyet Cumhuriyetler Birliği, bizim dostumuzdur, iki memleket arasındaki dostluk alanı, dış politikadır. Iç rejimler açısından ilişki ve benzerlik bahis konusu değildir».

Milletlerin yükselmesinde iktisadi koşulların kesin rol oynadığını belirten devlet adamıdır, İstiklal Savaşını izleyen günlerde, askeri zaferleri iktisadi zaferlerin izlemesi gerekeceğini bir siyasi direktif halinde ifade etmiştir.

1923 de, Türkiye'de 150 milyon altın dolarlık kapital yatırımlarını temsil eden 23 İngiliz, 23 faydalanmak iddiasını besleyen ve konuları kamu çeşitli milletten yabancı şirket bulunuyordu. Atatürk, tekel şartları altında çalışan imtiyazlardan faydalanmak iddiasını besleyen ve konuları kamu hizmetlerini ilgilendiren yabancı şirketleri millileştirmeyi gerekli saymıştır.

Türklerin iktisadi faaliyet konularında başarılı olabileceklerine inanmıştır. Bankacılıkta milli teşebbüslerin kısa zamanda piyasa hakimiyetini ele geçirmeleri, ağır sanayide atılan ilk deneme adımları ve demiryolu işletmeciliğinin gelişmesi, onun kanaatlerinde haklı olduğunu göstermiştir.

İstiklal Savaşını takip eden devrede iktisadi gelişmeyi iş adamlarının gerçekleştirmelerini beklemekte idi. Tüccarın, diğer bir deyimle özel müteşebbisin yoğun bir faaliyet devresine başlayacağını umuyordu. Fakat memlekette henüz teraküm etmiş sermayeler bulunmaması ve 1929 İktisadi Buhranını uzun bir depresyonun izlemesi özel sektörün iktisadi gelişmeyi canlandırmasına imkan bırakmamıştır. Talihsiz bir konjonktür akımı ve kapital yetersizliği yüzünden özel sektörün ekonomiye canlılık veremeyeceği anlaşılınca, bu kifayetsizliği devlet eliyle ve otonom yatırımlarla gidermek üzere harekete geçmiştir.

Atatürk, para değerinin istikrarına büyük önem vermiştir. Sorumluluk yılları boyunca, enflasyon eğilimlerine karşı koymuştur. İstiklal Savaşının zor günlerinde bile, tedavüle yeni paralar çıkarttırmamıştır. Cumhuriyet devrinde de, emisyona başvurulmasını önlemiştir. Bütçe zorluklarına rağmen, Atatürk zamanında emisyon mekanizması hazine menfaatine işletilmemiştir. 1938 sonlarına kadar, Türk parasının iç piyasadaki satınalma gücü zedelenmeden kalmıştır.

Atatürk, memurların müsait geçim şartlan altında yaşamalarını arzulardı. Onun zamanında, memurluk, Türkiye'nin en fazla itibar gören mesleklerinden biri idi.

Atatürk'ün iktidar yılları, dünya ekonomisinin güç şartlar altında suni denge rejimlerine kaydımı ve Türkiye'nin imkansızlıklara rağmen kendi yağıyla kavrulur bir duruma katlandığı bir devredir. Memleket o tarihlerde, iktisatçı ve iş adamı kadrolarına yeteri kadar sahip bulunmuyordu. Buna rağmen Atatürk zamanında, memleket ekonomisine birçok yenilikler kazandırılmıştır, iktisadi gelişmenin «geleneklere bağlılık safhasından» intikal dönemine geçmesi, Atatürk çağının eseridir.