Yüklenirken Lütfen Bekleyiniz...

BÖLGESEL KALKINMA NEDİR?


Ülkeyi meydana getiren coğrafi bölgelerin iktisadi büyümeden az çok dengeli ölçüde pay almalarını öngören bir plan ve politika hedefidir. Alınan payın nispetsizliğinden doğan tek yanlı ve adaletsiz refah dağılımını hafifletmeği ön görmektedir.

Milletler arasında büyüme farkları olduğu gibi, aynı milletin değişik bölgeleri arasında da seviye farkı vardır. Belli gelişme merkezleri karşısında geri kalmış veya gelişmeyi gecikerek izlemekte olan bölgelere (lagging regiohs) rastlanır. Bu farklar bir kısım ülkelerde Kuzey ve Güney (yakın tarihlere kadar İtalya, kısmen ABD.), bazılarında Batı ve Doğu (Türkiye) bölünüşü olarak görünür. Gelişme farkı tarihi olarak sermayenin, vasıflı emeğin tek yanlı ve dengesiz ölçüde belli bölge ve merkezlere yığılmasından ileri gelmiştir. Gelişmemiş bölge gelişmiş olanlar karşısında, tıpkı, zengin sanayi ülkeleri karşısında fakir ülkeler gibi, kuvvetli bir ithal eğilimine sahip görünür. Basit ihtiyaçlar dışında her şeyini oralardan alır; sermaye, para ve emek devamlı olarak oralara akar; gelir oralarda harcanır.

Memleket ölçüsünde refah artışı, makro bir terim olarak yalnız şu veya bu bölgenin değil, ülkenin bütünü ile gelişmesi ve adam başına reel gelirin tüm ülke ortalaması ile yükselmesi demektir. Böyle olduğuna göre, bölgelerden bir kısmı gelişmeden sivrilmiş halde pay alırken, diğer bölgelerin geri kalmaları ortalamayı önemli ölçüde düşürmeğe sebep olur. Sadece bir veya birkaç bölgenin gelişmesi bu sebeple ülke ölçüsünde refah artışından söz etmeği haklı çıkarmaz. Gelir artışını bölgelerden bir kısmı aleyhine yürütmeyip satıh ölçüsü ile az çok adaletli şekilde yayan bir iktisadi gelişme, bu açıdan, gerçek refah artışı, dolayısıyla onu mümkün kılacak olan dengeli bir iktisadi büyüme manasına alınabilir.

Bölgeler arasında gelişme farkını giderebilmek için her şeyden önce o farkı yaratan sebepleri tanımak lazımdır. Burada bölgesel gelir ve refah dağılımını şekillendiren şu iki eğilim üzerinde durulabilir: gelirler, yaratıldığı ve doğduğu yerden başlayıp ya sık aralıklı ve muntazam dozlarla çevreye yayılır; veya tam tersine, doğduğu yerden kopup geniş bir kavisle uzak tüketim merkezlerine sıçrar. Birincisine Myidal'in tabiri ile yayıcı, ikincisine tepici etki denebilir. Birinci halde geliri ve onun istihdam üzerinde çarpan etkisini bölgeye sindirip yedirerek işleyen mekanizma, ikinci halde gelir ve harcama akımını çevreye yararlı olmaktan çıkarıp uzağa taşırıyor demektir. Yaratılan gelirin böylece polarize halde dağılımı boşta kalan bölgelerde açık ve gizli işsizliğin sürüp gitmesine sebep olur.

Bölgesel kalkınmada esas dava bu iki eğilimden birinciye ağırlık verip ikinciyi etkisiz hale getirebilmektir. Ancak bu noktada iki zıt görüş ile karşılaşılır: Savunulan görüşlerden biri, yatırımları geri kalmış bölgelere yararlı kılacak şekilde ülke sathına yayma ve dağılmayı hedef tutar, ikinci görüş, ekstansif bir yayılma yerine ülke paftasında belli gelişme merkezleri yaratarak oralarda büyüme kutupları meydana getirmeği öngörür. Dağınık ve ekstansif bir yayılmanın bölgecilik veya seçmen baskısı gibi etkenlere kolaylıkla kapılma tehlikesi karşısında, ikinci yol bir hayli uzun ve zaman alıcı görünürse de daha sağlam olan bir yoldur. Az gelişmiş ülke, paftasında birbirini tamamlayan kuruluşlarla büyüme kutupları meydana getirdikçe, yaratılan geliri dışarıya taşırmadan içerde tutma ve çevreye produktif olarak yayma imkanı elde edilir.

İster birinci, ister ikinci yol veya bunların makul bir ortalaması seçilmiş olsun, emek ve sermayeyi geri kalmış bölgelere yöneltmede devlet otonom yatırımları ile kilit noktasında yer alır. Bununla beraber, özel sektörü de aynı zamanda türlü teşvik tedbirleri ile, mesela prim. Vergi indirimi gibi yollardan kuruluş masraflarına iştirak ile söz konusu bölgelerde yeni atılımlara sevk etmek de düşünülecek tedbirler arasındadır.

Almancası : regionale Entwicklung.

Fransızcası : développement régional.

İngilizcesi : regional development.

(Bk: Kalkınma, büyüme, bölgesel planlama)