Yüklenirken Lütfen Bekleyiniz...

GELİR VERGİSİ   NEDİR?


Hakikî şahıslardan, belli bir dönem, genellikle bir yıl içinde çeşitli faaliyetlerden elde ettikleri irat ve kazançların toplamı üzerinden, şahsileştirme prensipine göre alınan vergidir. Çağımız devletlerinde, vergi sisteminin bel kemiğini ve hazinenin genellikle en büyük gelir kaynağını, gelir vergisi teşkil oluşturmaktadır. Gelir vergisinin konusu şahsi gelirdir. Gelir bir kimsenin, vergilendirme dönemi içinde çeşitli faaliyetlerden elde ettiği gelir ve kazançların toplamını ifade eder. Bu toplam içinde, yükümlünün sermayesinde gerçek olan değer değişmelerinin göz önünde bulundurulup bulundurulmaması mümkündür. Yükümlülük gelirin sadece akım halindeki unsurlarını kavrayıp sermayedeki değer değişmelerini göz önünde bulundurmuyorsa, vergiye konu olan gelir dar anlamda gelirdir. Aksine, akım halindeki gelir unsurlarına ek olarak, vergilendirme dönemi içinde sermayedeki değer değişmeleri de yükümlülük sınırları içine alınmışsa, vergiye konu olan gelir geniş anlamda gelirdir. Modern gelir vergilerinde, vergiye konu olarak dar anlamlı yani akım halindeki gelir alınmaktadır. Yükümlünün sermaye stokunda vaki değişiklikler, daha doğrusu bu sermayenin değerinde husule gelen artışlar, genellikle, sermaye kazançları (capital gains) vergisi adıyla ayrı bir vergiye tâbi tutulmaktadır. Gelir vergisi, onu teşkil eden unsurların - İrat ve kazançların - yükümlülük için toplanması bakımından iki ayrı şekilde tatbik edilebilir: Türkiye de dâhil olmak üzere, çağımızın ülkelerinde genellikle benimsenmiş bulunan şekil, bütün gelir unsurlarının toplanması ve bulunan toplama, ilerlemiş vergi tarifesinin uygulanmasıdır. Buna mukabil, yakın zamana kadar Fransa'da, halen de italya ve bazı Lâtin memleketlerinde benimsenmiş olan sistem, önce gelir ve kazançların ayrı ve tak oranlı tarifelere göre vergilenmezse vergi sonrası bakiyeler toplamına ilerlemiş bir tarifenin uygulanmasıdır. İlk şekle Üniter Gelir Vergisi Sistemi. ikinci şekle Sedüler Gelir Vergisi Sistemi adı verilir, Hemen işaret edelim ki, Üniter Sistemin hâkim olduğu bazı memleketlerde - bu arada İngiltere'de - tek ilerlemiş tarife yerine, aynı değeri önce mütenasip sonra da ilerlemiş bir tarife uygulanmakta, böylece dış görünüş itibariyle sedüler sisteme yaklaşılmaktadır. Fakat bu şekil yaklaşma, Üniter Sistemin geliri bütün unsurlarile bir toplam olarak kavrama özelliğini bozmamaktadır. Gelir vergisi, şahsileştirilmesi yâni sübjektifleştirilmesi en fazla mümkün olan vergidir. Başka bir deyimle gelir vergisi, yükümlünün vergi ödeme kabiliyetine - İktisadi gücüne - en uygun düşen vergidir. Bu uygunluk vergi mevzuunu bütünüyle ve objektif olarak kavradıktan sonra, buna olumlu veya olumsuz etki yapan bütün özellikleri matrahın tespitinde nicel olarak gözönünde bulundurulabilmesinden ileri gelmektedir. Gelir vergisi değeri tespitinde gözönünde bulundurulan ve böylece verginin şahsîleştirilmesini (sübjektifleştirilmesini) sağlayan unsurların belli başlıları şunlardır: i) Gelirin büyüklüğü: Gelir büyüdükçe marjinal faydası azalmakta, dolayısıyla vergilemenin yarattı­ğı fedakârlık küçülmektedir. Gelire, büyüdükçe oranları artan yâni ilerleyen bir vergi tarifesi tatbik etmek sureti ile hem yükümlüler arasında fedakârlık eşitliği, hem vergi dolayısıyla toplumun katlandığı toplam fedakârlığın asgari seviyede kalma­sı, sağlanmış olur. Ayrıca ilerlemek, gelir dağılımının daha âdil esaslara göre yeniden dağıtılması gayesinde bir araç olarakta kullanılabilmektedir. ii) Geçim asgarisi: Gelirin bir kısmı, herhangi bir vergi ödeme kabiliyetini, gerçek bir iktisadî gücü temsil etmemektedir. Bu kısım, yükümlünün asgari seviyede bir hayatı idame ettirebilmesi için harcamak zorunda olduğu fiyattır.. Gerçi asgari seviyede hayatın ne olduğu, çok tartışmalıdır. Fizyolojik asgarîden kültürel asgariye kadar giden ve ödeme gücünden mahrum gelir parçasını çok farklı büyüklüklerde tespit eden normlar vardır. Bununla beraber, her toplumda, teorik tartışmalara sapmadan daha çok fert başına millî gelir seviyesine göre değişen bir geçim asgarisi haddi tespit edilmiş bulunmaktadır. Gelirin, asgarî seviyede geçime tekabül ettiği kabul edilen bu kısmı, vergi dışında tutulmaktadır. iii) Sosyal özellikler: Sosyal özelliklerle kastedilen, genellikle yükümlünün ailevî durumudur. Hemen işaret edelim ki, bir çok memleketlerde vergileme birimi olarak fert değil, aile alınmaktadır. Bu sebeple asgari geçim seviyesini karşılayacağı kabul edilen fiyat, fert için değil, aile için tespit edilir. Vergileme birimi aile değil de fert olduğu hallerde de ferde eşi, çocukları ve genellikle, bakmakla yükümlü olduğu şahıslar için gelirinin bir kısmını daha yükümlülük dışında tutması imkânı verilir. Bundan başka, çocukların kız veya erkek olmasına, yaşlarına, tahsilde olup olmamalarına göre yapılan farklılaştırmalarla, hastalık ve benzeri haller için kabul edilen ek indirimlerle, gelir vergisinin kabil olduğu kadar şahsileştirilmesi yâni kişilerin mutlak ve nisbî vergi ödeme güçlerine intibakı sağlanmaktadır. Gelir vergisinin bir özelliği de, mal ve hizmetler yerine doğrudan doğruya fertlere konduğu için, kısa dönemde yansımasının güç olmasıdır. Bundan belki sadece ücretlerden alınan gelir vergisi istisna edilebilir. Gerçekten, bazı hallerde, reel ücretin azalmasına sebebiyet veren gelir vergisi, kısa dönemde yansıtılabilmektedir. Gelir vergisi, uzun dönemde üretim faktörleri arzını kısmaya sebebiyet verdiği takdirde kolaylıkla yansıyabilir. Gerçekten üretim faktörleri arzının düşmesi üretim seviyesinin düşmesine, bu da fiyatların yükselmesine ve vergilerin ileriye aktarılmasına sebep olur. Verginin diğer bir özelliği, gelir elâstikliğinin diğer vergilere nazaran yüksek ve genellikle 1 den fazla olmasıdır. Yâni millî gelirde vâki olan bir değişiklik, gelir vergisi hasılatında daha büyük bir değişiklik doğurmaktadır. Verginin gelir elâstikliği yüksekliği, tarifesinin ilerlemiş olmasının bir neticesidir. Gelir vergisinin beşiği İngiltere'dir. William Pitt. Fransa'ya karşı girişilmiş bulunan harbin finansmanını sağlamak maksadıyla 1798 de parlamentoyu geçici olmak şartıyla bir gelir vergisi meydana getirmeye ikna etmiştir. Bazı indirimler kabul edilmiş olmasına ve bu İndirimlerle ılımlı bir ilerleme sağlanmış bulunmasına rağmen, vergi esas itibariyle tek oranlı ve % 10 olarak kabul edilmiştir. 1802 de kaldırılan vergi, Napolyon harpleri dolayısile 1803 te yine geçici olmak şartile yeniden konmuştur. Bu sefer 1816 ya kadar yaşamış, Waterloo'da Napolyon'a karşı kazanılan zaferden sonra kaldırılmıştır. 1842 de Robert Peel. gelir vergisini bir daha parlamentodan geçirmeye başarılı olmuştur. Parlamento bu sefer vergiyi üç yıllık bir dönem için kabul etmişti. Ancak, malt durum parlamentoyu, her bitişinde bu müddeti yenilemek zorunda bırakmıştır. 1860 ta verginin devamlılığı kabul edilmiştir. Ancak, 1909 yılına kadar vergi esas itibarile - oran zaman zaman değiştirilmekle beraber - mütenasip yâni tek oranlı olarak kalmıştır. 1909 da belli bir seviyenin (başlangıçta 5000 sterlin) üstünde kalan gelirlere Surtax uygulanma­sının kabul edilmesile vergi müterakki bir karakter almıştır. Almanya'da gelir vergisi tatbikatı 1869 yılında başlar. Bu vergi gerçek anlamda bir gelir vergisinden çok, iptidaî bir kazanç vergisi niteliğinde idi. Şahsî gelir vergisi 1891 de Prusya tarafından kabul edilmiştir. Bu vergiye gerçek kişilerle birlikte tüzel kişilerde dahil edilmiştir. Vergi oranları %, 6 ile % 4 arasında değişmek üzere çok düşük tutulmuştu. Birinci Dünya Harbini tâkip eden yıllarda, gelir vergisi Merkezi Devlet (İmparatorluk) Vergisi haline gelmiştir. Bu tarihten itibaren birçok değişikliklere uğrayan Alman Gelir Vergisi 1939 da modern esaslara oturtulmuştur. Bugünkü sistem, değişikliklerle beraber, esas itibarile 1939 modeline dayanmaktadır. Fransa'da gelirin vergilendirilmesi fikrine 1848 yıllarında rastlanmakla beraber ilk kanun ancak 1914 de çıkartılabilmiştir. Bu gecikme Fransız burjuvasının ve bilhassa rantiyesinin aşırı ferdiyetçi görüşlerile ve getirtilmek istenen yeni sistemin, eski objektif sistemlerde olduğu kadar vergi kaçakçılığına imkân bırakmayacağı endişelerile izah olunabilir. Fransız gelir vergisi 1960 yılına kadar çiftli bir sistemdir. Sistemin alt tarafında düz oranlı, objektif sedüler vergiler yahut mütenasip vergi vardır. Üst tarafında da, bütün sedülleri birleştiren, ancak belli bir seviyenin üstündeki gelirlere tatbik edilen müterakki târifeli impöt gânâral yer almaktadır. 1960 tan sonra, alt vergilerin alanı sınırlanmış, müterakki tarifeye geniş uygulama alanı açılarak İngiliz sistemine yaklaşılmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde ilk Federal Gelir Vergisi 1861 yılında ihdas edilmiş ve 11 yıl sonra. 1872 de kaldırılmıştır, ikinci defa ancak 1913 yılında konabilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri gelir vergisi de, İngiliz sistemi gibi, çiftlidir. Önce bütün gelir unsurları toplu olarak gelir vergisine tâbi tutulmakta, ikinci kademede, belirli seviyeden yüksek gelirlere Surtax uygulanmaktadır. Şu farkla ki; Amerika'da gelir vergisi müterakki olduğu halde. Surtax % 10 olarak tek nisbetlidic. Amerika Birleşik Devletleri'nde gelir vergisi dışında bir de Kapital Kazançları Vergisi vardır. Kapital unsurları satışlarından sağlanan gelirler bu vergiye tâbi olmaktadır. Verginin oranı, gelir vergisinden çok düşük olup, % 25 dir. Türkiye'de modern anlamda gelir vergisi uygulaması 1951 de başlamış bulunmaktadır. Buna mukabil, On Dokuzuncu Yüzyıl ortalarından beri, Türkiye'de ticarî, sınaî kazançlarla, serbest meslek erbabının gelirlerini ve daha sonraları ücretleri vergiye tâbi tutmak hususunda denemelere rastlanmaktadır. 1907 yılında ise Dış Alâmetler usulünde bir çeşit temettü vergisi konmuştur. Bu vergi, ticarî ve sınaî kazançlarla, serbest meslek kazançları ve kısmen de ücretler üzerine konulmuş bir randıman vergisi niteliğindedir. 1926 yılı Türk vergiciliğinde ileri bir adımı ifade eder. O yıl, temettü vergisi kaldırılarak, yerine Kazanç Vergisi konmuştur. Kazanç vergisinin en bariz özelliği özel kişilerle birlikte şirketleri de vergilendirmesidir. Vergi, sınırlı bir beyanname usulüne dayandırılmıştır. 1926 Yılında konan kazanç vergisi, 1934 yılında esaslı değişikliğe uğramıştır. Yeni kanuna göre yükümlüler, beyanname/iler, karine ile vergilendirilenler ve götürü usule tâbi olanlar, olmak üzere üçe ayrılmıştır. 1934 Değişikliği, kazanç vergisinin idaresine de bazı yenilikler getirmiştir. Bunlar arasında bilhassa, kaynakta tevkif yani stopaj usûlünün genişletilip geliştirilmesini; vergi incelemelerinde görevlendirilmek üzere mütehassıs elemanlar (hesap uzmanları) yetiştirilmesini ve vergi ihtilâflarıyla meşgul olmak üzere müstakil kurullar ihdasını gösterebiliriz. Bununla beraber, bütün eklemelere ve Islah teşebbüslerine rağmen Kazanç Vergisi modernleşme ve sanayileşme yolunda bir devletin ihtiyaçlarına yetmemiş, sistemin yetersizliği ve mahzurları bilhassa İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Türkiye'de modern anlamda ve üniter sistemde bir gelir vergisi ihdası cereyanı kuvvet bulmuştur. 1946 yılında bu maksatla ilk gelir vergisi projesi meclise verilmiştir. Ancak, bu proje meclisten geri çekilmiştir, bir yıl sonra verilen ikincisi ise 1949 yılında ve büyük değişikliklerden sonra kabul edilmiştir. 3.6.1949 Tarihli 5421 sayılı kanunla Türkiye'de gelir vergisinin kabul edilmesi, üç yıl süren kesif tartışmalar sonunda ve genç iktisatçı neslinin çok gayretli mücadelesi sayesinde mümkün olabilmiştir. Vergi 1949 da kabul edilmekle beraber, uygulaması siyasî iktidarın değişmesini tâkiben olmuştur. Hattâ 1951 bütçesinin müzakereleri sırasında beliren verginin uygulanmasını erteleme teşebbüsleri, genç iktisatçı parlamenterlerin gayretiyle ve güçlükle önlenebilmiştir. 1949'dan bugüne kadar gelir vergisi, birincisi 1951 de. sonuncusu da 1969 da olmak üzere 18 defa tâdile uğramıştır. Bu tâdillerin umumî istikâmeti, bazı istisnalarla, verginin tatbik alanının genişletilmesi ve tarifesinin ağırlaştırılması yolunda olmuştur. Son yıllardaki tâdillerin en önemlisi, 1963 te 202 sayılı kanunla yapılmış olanıdır. Bugün mer’i olan şekli ile Türk Gelir Vergisi, gerçek kişilerin gelirini, «bir takvim yılı içinde elde edilen kazanç ve iratların gerçek ve safi tutarı» olarak târif etmiştir. Kanun ayrıca, kazanç ve iratların nerelerden sağlanabileceğini yâni gelirin unsurlarını da tespit etmiştir. Buna göre, vergiye mevzu gelirin unsurları: 1. Ticarî kazançlar, 2. Ziraî kazançlar, 3. Ücretler, 4. Serbest meslek kazançları, 5. Gayrimenkul sermaye iratları. 6. Menkul sermaye iratları ve 7. Sair kazanç ve iratlardır. Kanun ayrıca, bu unsurların her birini ayrı ayrı tâyin, tespit ve târif etmiş: vergi matrahına ne şekilde dahil olacaklarını göstermiştir. Genellikle bu unsurların vergi matrahına dahil olacak değerlerinin, bazı sınırlamalara tâbi tutulmasını kabul etmiştir. Başka deyimle kanun koyucu, bu unsurların her zaman hakikî değerlerinin değil, fakat yapılan çeşitli indirimlerden, türlü istisna ve muafiyetlerden sonra kalan değerlerinin vergi matrahına dahil edilmesini kabul etmiştir. Vergi matrahının iktisadî, siyasî sebeplere veya vergileme tekniği zaruretlerine dayanan bu şekildeki sınırlanışının en ziyade zirai kazançlar için mevcut olduğunu belirtmek icabeder. Gelir unsurlarında yapılan çeşitli indirimler dışında gelirin kendisi de, verginin şahsîleştirilmesi maksadiyle indirimlere tâbi tutulmaktadır. Bu indirimlerin başında, aile durumuna göre yükümlüye tanınan en az geçim indirimidir. Geçim indirimi yükümlü için yılda 1800 liradır. Buna ayrıca iş için 720 ve gerek adet gerek yaş itibariyle sınırlanmak üzere, çocukların her biri için 360 lira eklenir. Buna göre. 18 (tahsilde ise 25) yaşından aşağı üç çocuğu olan evli bir yükümlünün faydalandığı en az geçim indirimi tutarı 3600 liradır. Gelir vergisi esas itibariyle yükümlünün beyanına ve gerçek gelirin tespiti ilkesine göre vergi koyulur. Bununla beraber, verginin götürü usulle tarh edildiği haller olduğu gibi, bir çok durumlarda yükümlü şahsen beyandan ve beyanname vermekten kurtarılmıştır. Keza, esas prensip yükümlünün kendi vergisini vergi idaresine bizzat ödemesi olmakla beraber, başta ücretlilerde olmak üzere, kaynakta tevkif metodunun tatbikiyle, ödeme yükümlülüğün aracılar -genellikle işverenler- tarafından yerine getirilmesine büyük uygulama alanı sağlanmıştır. Halen Türkiye'de en düşük Gelir Vergisi oranı, kazanç toplamı 3 milyon sınırına kadar yüzde 25 olarak belirlenmiştir. Bu oranlar, geometrik bir şekilde her dilim için yüzde 5 oranında artırılarak vergilendirilir. Gelir Vergisi'nde, ödeme gücü, vergide Eşitlik ilkesi çerçevesinde bu verginin yaygınlaştırılması ve güçlendirilmesi yolundaki çalışmaların temelini oluşturmaktadır.

Almancası : Einkommensteuer.
Fransızcası: Impût sur la revenu.
İngilizcesi : income tax.
(Bk; Kurumlar Vergisi, Harcama Vergisi, Kazanç Vergisi).