Yüklenirken Lütfen Bekleyiniz...

BURJUVAZİ NEDİR?


13. Yüzyılda kullanılmaya başlamıştır. Terimin kökü, Almancadaki Burg'tur. Burg, pazar yeri olan büyük köy yahut kasaba demektir. Burjuva, kasaba yahut şehirde oturan anlamındadır. Ortaçağ sonlarında, kasabalar ve şehirler gelişmiştir. Şehirler halkında, sınıf şuuru uyanmıştır. Tüccar, esnaf, sanatkarlar ve Gayrimenkul sahipleri, aristokratların ve kilisenin baskısından kurtulmaya çalışmışlardır. Ekonominin kalkınmasına paralel olarak, şehirlerde refah artmıştır. Burjuva tabakası belediyelerin idaresini eline geçirmiştir. Merkezi hükümet sistemini güçlendirmeye ve feodaliteyi kaldırmaya uğraşan monarşiler de, burjuvaziyi desteklemişlerdir. Karl Marx ve Engels'in kullandıkları kelimelerle «burjuva toplumu, üretim ve ticaret alanlarındaki uzun gelişmeler ve zincirleme devrimler sonunda ortaya çıkmıştır. Bu gelişme boyunca, daima ezenlere ve ezilenlere rastlanmıştır. Ancak burjuvalar gitgide politik etkilerini kuvvetlendirmişler ve feodalitenin çökmesinde rol oynamışlardır.» İki önemli olay, modern çağlarda sosyal sınıf düzenini sarsmıştır. Bunlardan birincisi, aristokrasinin imtiyazlarını «hukukan» kaldıran ve asilleri kanun önünde halkla eşit duruma getiren Fransız İhtilalidir. İkincisi ise, burjuvaziye yeni ve büyük iktisadi avantajlar kazandıran Sanayi Devrimidir. Sanayi Devrimi, üretim araçları mülkiyetine sahip bulunanlara gelir dağılımında gitgide büyüyen bir pay sağlamıştır. Karl Marx, paranın etkili bir tesviyeci olduğunu yazar. İktisadi büyümenin nimetlerinden yararlanan burjuvazi, aristokratlarla arasındaki sosyal ve siyasi hiyerarşiyi de kaldırmaya ve aynı düzeye geçmeye çalışmıştır. Bu çabanın canlı tablosunu çizmiş yazarlar arasında, Honora de Balzac ile Charles Dickens zikredilebilir. Burjuva sınıfının zenginleri, yaşayışlarını aristokratlarınkine benzetmeye çalışmışlardır. Eski aristokratlara ait toprakları, şatoları, köşkleri, mobilyayı ve sanat eserlerini fırsat düştükçe satın almışlardır. Onların kulüplerine ve derneklerine girmeğe asalet ünvanlı ailelerle evlilik bağları kurmaya, değilse paralel bir «sosyete» hayatı yaşamağa büyük önem vermişlerdir. Hakimiyetini yıktıkları aristokratlar sınıfına besledikleri hayranlığı ruhlarından silmeye iktisadi üstünlükleri yetmemiştir. Asalet ünvanını adlarının başına bir taç gibi yerleştirmiş eski hakim sınıf mensupları ile para kuvvetini temsil eden yeni egemen sınıf, aynı sosyal düzeyde, fakat birbiriyle tam olarak kaynaşmaksızın ve sınıf mücadelesine girmeksizin yerleşmişlerdir. Siyasi alanda ise, burjuvaların zenginleri gibi orta halli tabakaları da kuşaklar süren bir gelişme sonunda, iktidarın üst basamaklarına erişmiş. Fransa'da, banker Jacgues Laffitte'in 1830 da Başbakanlığa tayin edilmesi, büyük burjuvazinin memleket yönetiminde aristokratlar yerine kaim olmasına doğru ilk önemli adımı teşkil etmiştir. İngiltere'de Richard Cobden'in ezici seçim zaferini küçük burjuvaların adaylıkları izlemiştir. Charles Dickens, 1853 de yayımlanmış olan Bleak House, bir demircinin adaylığını öğrenen gelenekçi çerçevelerin hissettikleri şoku canlandırmıştır. 1924 de ise, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un Başbakanlığa atanmak üzere iken vazgeçilmesine sebep, bir aristokrat aileden olmasıdır. Burjuva sınıfı iki tabakaya bölünmüştür. Sermaye kuvvetini temsil edenlere büyük burjuvazi ve orta halli tabakaya küçük burjuvazi denilmiştir. Her iki burjuva tabakası da, vatandaşın kanun önünde eşitliğine, ferdi hak ve hürriyetlere, kişi dokunul­mazlığına ve özel mülkiyete aynı inançlarla bağlanmışlardır. Demokrasilerde, büyük burjuvazi, yerine ve zamanına göre siyasi hayata dolaylı etkisini az çok muhafaza etmiştir. Ancak oy kuvveti küçük burjuvaziyi elinde toplamıştır. Ve küçük burjuvalar, seçim istatistiklerinin gösterdiği gibi, parlamentoya girmek için ihtiyaç duydukları marjinal oyları çok defa işçilerden temin etmişlerdir. Burjuvalar ve işçiler, sanayi devriminden sonra, toplumun iki büyük sınıfını teşkil etmişlerdir, işçi arasında sınıf şuuru zamanla kuvvet kazanmıştır. Burjuvazinin siyasi iktidara eriştiği tarihlerde, sosyalizm de sınıf kavgasını ilan etmiştir. Karl Marx ve Friedrich Engels. Komünizmin hedefine erişmesi için burjuvazinin yıkılması gerektiğini yazmışlardır. Polemiklerinde küçültücü sıfatları esirgemeyen Karl Marx, terminolojisinde burjuvayı en ağır sözcük olarak kullanmıştır. Toplum­ların tarihini, sınıf mücadelelerinin birbirini izlemesi olarak göstermiş ve proletarya zafere erişinceye kadar son bulmayacağını ifade etmiştir. Max Weber ise, sınıflar arası antagonizm tahlillerini Karl Marx’dan daha ileriye götürmüştür, işçi sınıfının hissi tepkilerine firma hisse senetlerinin sahiplerini değil, işveren yetkisini kullananları hedef tuttuğunu tespit etmiştir. Sınıf ayrılığının muhakkak surette sınıf kavgasına yol açmayacağını anlatmıştır. Günümüzde, ücretlerin yüksekliği ve çalışanların refahı, işçi sınıfı ile orta halliler arasındaki farkı bir hayli tesviye etmiştir. Burjuva sözcüğü, uzun süre aristokrasiye ve proletaryaya karşıt olarak kullanılmıştır. Artık bu sözcüğün iktisat literatüründe ve basında, eskisi kadar çok geçmediği dikkate çarpmaktadır.

Almancası : Bürgerschaft.
Fransızcası : bourgeoisie.
İngilizcesi : bourgeoisie.
(Bk; büyük burjuvazi, küçük burjuvazi, Kapitalizm.)